|
BU
YİĞİTLER
Bir tulû’ kadar
gurûbu seyretmek de tatlı,
Rûh, bir kısım
sihirli duygularla kanatlı..
Her gurûb, bir
tulû’a emâre bu âlemde,
Karanlığın arkasında
ışıktan bir perde.
Geceleri gökler
pırıl pırıl çehresiyle,
Hep bir türkü söyler
o müthiş hendesesiyle.
Sessiz, durgun ve
dupduru iklîmiyle semâ,
Bize göz kırpar..
arkasında ayrı bir dünyâ...
Hazân kış güftesiyle
gelir, bestesi bahar,
Karın-buzun bağrında
mayalanır çemenzâr!
Gurûbda sırlı
renklerle tüllenir yamaçlar,
Öteden gölgeler gibi
salınır ağaçlar..
Bir başka âlemden
gelip sarkmış gibi dal dal,
Herbir dalda
ebediyeti seyreder hayâl...
Bir gizli pancur
açılmış gibi ötelerden,
İnsan sıyrılabildiği
sürece kendinden;
Uhrevî besteler
duyar gönlünün sesinden..
Cennet nağmeleri
dinler kendi nefesinden.
Coşar ve şahlanır
ruhlar vuslat hayâliyle,
Yârın ışıklarla
süzülen yâl ü bâliyle...
Ruh bu rüyâ
âleminden uyanmak istemez;
Bu âleme erenler
aslâ geriye dönmez!
Gözleri süzgün, O’nu
görür, O’nu sezerler,
Ellerinde aşk kâsesi
hep mahmûr gezerler.
Sonsuzluk şarabıyle
sermest ebedî rindler,
Her zaman ışık
türküsü söyler bu yiğitler... |