|
YEİS YOK!
"Dalâile düşmüşlerden başka kim Tanrı'sının
rahmetinden ümîdini keser?"
(Hicr, 56)
Lâkin, hani bir
nefhası yok sende ümîdin!
"Ölmüş"mü dedin?Ah
onu öldürmeli miydin?
Hakkın ezeli fecri
boğulmazdı, a zâlim,
Ferdâlanın artık
göreceksin ki ne muzlim!
Onsuz yürürüm
dersen, emîn ol ki yürünmez.
Yıllarca bakınsan,
bir ufak lem'a görünmez.
Beyninde uğuldar
durur emvâcı leyâlin;
Girdâba vurur
alnını, koştukça hayâlin!
Hüsran sarar
âfâkını, yırtıp geçemezsin.
Arkanda mı, karşında
mı sâhil seçemezsin.
Ey, yolda kalan,
yolcusu yeldâ-yı hayâtın!
Göklerde değil,
yerde değil, sende necâtın:
Ölmüş dediğin rûhu
alevlendiriver de,
Bir parça açılsın şu
muhîtindeki perde.
Bir parça açılsın,
diyorum, çünkü bunaldın;
Nevmîd olarak nûr-i
ezelden donakaldın!
Ey, Hakk'a taparken
şaşıran, kalb-i muvâhhid!
Bir sîne emelsiz
yaşar ancak o da: Mülhid.
Birleşmesi kâbil mi
ya tevhîd ile ye'sin
Hâşâ! Bunun imkânı
yok elbette bilirsin.
Öyleyse neden
boynunu bükmüş, duruyorsun?
Hiç merhametin yok
mudur evlâdına olsun?
Doğduk, "Yaşamak yok
size!" derlerdi beşikten;
Dünyâyı mezarlık
bilerek indik eşikten!
Telkîn-i hayât
etmedi aslâ bize bir ses;
Yurdun ezelî yasçısı
baykuş gibi herkes,
Ye'sin bulanık
rûhunu zerk etmeye baktı;
Mel'un aşı bir nesli
uyuşturdu, bıraktı!
"Devlet batacak!"
çığlığı beyninde öter de,
Millette bekâ hissi
ezilmez mi ki? Nerde!
"Devlet batacak!"
İşte bu öldürdü şebâbı;
Git yokla da bak var
mı kımıldanmaya tâbı?
Âfâkına yüklense de
binlerce mehâlik,
Batmazdı, hayır
batmadı, hem batmıyacaktır;
Tek sen uluyan ye'si
gebert, azmi uyandır:
Kâfi ona can vermeye
bir nefha-i îman;
Davransın ümidîn; bu
ne haybet, bu ne hırmân?
Mâzîdeki hicranları
susturmaya başla;
Evlâdına sağlam bir
emel mâyesi aşıla,
Allah(c.c.)'a dayan,
sa'ye sarıl, hikmete râm ol...
Yol varsa budur,
bilmiyorum başka çıkar yol.
İstanbul, 30 Teşrinievvel 1335 (1919) |