|
BİR ARİZA
Ey bâd-ı sabâ
uğrayacaksın ya şimâle?
Bilmem, bir işim
var, sana etsem mi havâle?
Vaktâ ki sekiz yüz
milli bir nefhada geçtin;
Vaktâ ki bizim
yerleri rü'yâ gibi seçtin;
Dikkatle bakın:
Marmara'nın göğsüne yatmış,
Sırtındaki örtüyse
bütün zümrüde batmış,
Bir, Heybeli, derler
- bileceksin - ada vardır.
Etrâfı da az çok ona
benzer adalardır...
Gördün ya? Evet.
Şimdi bu sâhilde biraz dur:
Herkes gibi Abbas
Paşa'nın köşküne başvur.
Sen yolcu adamsın,
bakan olmaz ki kusûra...
Arz ettirerek
ismini, çıktın mı huzura
Hilvanlılann
hepsinin ihlâsını, ilkin,
Bir bir sayıver.
Bitti mi defter, de ki:
“Lâkin,
Mevzun düşürür
saçmayı bir saçma adam var.
Manzûm sayıklar gibi
manzûme sayıklar!
Zannım, mütekîid
şuarâdan olacak ki:
Hiçbir yenilik yok
herifin her şeyi eski.
Hâlâ ne sakaldan
geçebilmiş, ne bıyıktan;
Âsârı da memnun
görünür köhne kılıktan.
Hicrî, kamerî aylan
ezber sayar amma,
Yirminci asır
zihnine sığmaz ne muamma!
Ma'mûre-i dünyâyı
dolaştıysa da, yer yer,
Son son, "Hadi sen,
kumda biraz oyna!" demişler.
Yâhu! Sorunuz bir.
Bakalım tâkati var mı?
Kaynarken adam
oynamak ister mi? Sarar mı?
Ey Heybeli iklîmine
kıştan çekilenler,
Ey Afrika temmûzunu
efsâne bilenler.
Ey yağ gibi üç çifte
kayıklarla kayanlar,
Ey Maltepe'den
Pendik'i bir hamle sayanlar!
Ey çamların altında
serilmiş, uzananlar!
Ey her nefes aldıkça
ömürler kazananlar!
Siz, camları örter,
sakınırken cereyandan;
Biz, bodruma sarkar
da kaçarken galeyandan!
Siz, mercanın
a'lâsını attıkça şişerken;
Biz, kumda çirozlar
gibi piştikçe pişerken!
Siz, Marmara âfâkını
dürbünle süzerken;
Biz, poyrazı görsek
diye, damlarda gezerken!
Siz, yelkeni açmış,
suyun üstünden akarken;
Biz küplere binmiş,
size hasretle bakarken!
İnsâf ediniz:
Kopmayacak, şey mi kıyâmet?
Elbette kopar. Dinle
Paşam, ceddine rahmet:
Ben Heybeli'den
vazgeçerim şimdilik, ancak,
Üç beş gün pek hoş
olur Remle'de kalmak.
Hilvan, 1 Ağustos 1245 (1929) |