|
AZİMDEN SONRA TEVEKKÜL
"...Bir kerre de azmettin mi, artık Allah(c.c.)'a dayan..."
(Âl-i İmrân, 159)
"- Allah'a dayanmak
mı? Asırlarca dayandık!
Düşdükse bu hüsrâna,
onun nârına yandık!
Yetmez mi
çocukluktaki efsâneye hürmet?
Dersen ki: Ufuklarda
bir aydınlık uyansın;
Mâzîyi ateş vermeli,
baştan başa yansın!
Şaşkınlık olur köhne
telâkkîleri ihyâ;
Şeydâ-yı terakkî,
koşuyor, baksana dünyâ.
Elverdi masal
dinlediğim bunca zamandır;
Ben kanmıyorum, git
de sen aptalları kandır!"
- Allah'a değil,
taptığın evhâma dayandın;
Yandınsa eğer,
hakk-ı sarîhindi ki yandın...
Meflûc ederek azmini
bir felc-i irâdî,
Yattın, kötürümler
gibi, yattın mütemâdî!
Mâdem ki didinmez,
edemez, uğraşamazsın;
İksîr-i bekâ içsen,
emîn ol, yaşamazsın.
Mevcûd ise bir
hakk-ı hayat ortada, şâyed,
Mutlak değil
elbette, vazîfeyle mukayyed.
Takyîd-i İlâhî ki:
Bilâ-kayd ona münkâd,
Kalbinde cihanlar
darabân eyliyen eb'âd.
Lâ-kayd olamazdın,
biraz insâfın olaydı,
Duydukça bütün
sîne-i hilkatten o kaydı.
"Allah'a dayandım!"
diye sen çıkma yataktan...
Ma'nâ yı tevekkül bu
mudur? Hey gidi nâdan!
Ecdâdını, zannetme,
asırlarca uyurdu;
Nerden bulacaktın o
zaman eldeki yurdu?
Üç kıt'ada, yer yer,
kanayan izleri şâhid:
Dinlenmedi birgün o
büyük nesl-i mücâhid.
Âlemde "tevekkül"
demek olsaydı "atâlet';
Mîrâs-ı diyânetle
yaşar mıydı bu millet?
Çoktan kürenin
meş'al-i tevhîdi sönerdi;
Kur'an duramaz,
nezd-i İlâhîye dönerdi.
"Dünya koşuyor" söz
mü? Berâber koşacaktın;
Heyhât, bütün azmi
sen arkanda bıraktın!
Mâdem ki uyandın o
medîd uykularından,
Bir parçacık olsun,
hadi, hiç yoksa, kımıldan.
Ensendekiler "leş"
diye çiğner seni sonra;
Ba'sin de kalır ta
gelecek nefha-i Sûr'a!
Çiğner ya, tabî'î,
ne düşünsün de bıraksın?
Bir parça kımıldan,
diyorum, mahvolacaksın!
Dünya koşuyorken
yolun üstünde yatılmaz;
Davranmıyacak kimse
bu meydana atılmaz.
Müstakbeli bul, sen
de koşanlarla bir ol da.
Maziyi, fakat
yıkmaya kalkma bu yolda.
Ahlâfa döner;
korkarım, eslâfa hücumu:
Mâzîsi yıkık
milletin âtîsi olur mu?
Ey yolcu, uyan!
Yoksa çıkarsın ki sabâha:
Bir kupkuru çöl var;
ne ışık var, ne de vâha!
İstanbul, 13 Teşrinisina 1335 (1919) |