|
YEDİ GÜZEL ADAM
I.
Bu insanlar dev
midir
Yatak görmemiş gövde
midir
Bir yara açar
boyunlarında
Kolkola durup
bağırdıklarında
-Ya kurbanın olam
Dağlar önüme durmuş
Ki dağlanam
Çekip pırıl pırıl
mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden
Durdular ite çakala
karşı yarin kapısında
1.
Yedi adam biri bir
gün
bir kan gördü
gereğini belledi
yari alsa koynuna
Ayırmaz kanı
yanından
Beyaz haberlerim var
kardeşlerim
-Bir güzel ince
gelin
Kabartır göğsünü toz
duman içinde
gelinliği durur
çıkartıp bıraktığı yerde
İçerlerden bir taşlı
tarladan
Kaynayan nehrin
gözünde
unutmuş gelin
alınlığını
Avuçları sıcacık
yumulu beline dayalı
Kalın bilekli badem
topuklu
Seyirtir o ince
gelin
grevli'ler şifalar
götürmek için
Beyaz haberlerim var
kardeşlerim
-Gölgesiz meydanlara
aklı yağmalayanlara
arasından
yayılırsa karanlık
fısıltılar
Ya da güzel dışlı
yapa çiçekleri
Muhtemel bir genç
kızın
Başına atılırsa
Yedi adamdan biri
Bir gün bir kan
göreni
Kabukları soyulmuş
Taze devrilmiş bir
ağaç gibi
Çeker çıkarır kendi
kadınlardan
Fırlar yataklarından
tatlı uykudan
Çıplak çıkarır kendi
kadınlarından
Fırlar yataklarından
tatlı uykudan
Çıplak yalın ve
güzel adaleli
O er alarak
Seğirtir danseder
gibi
-Önce sağlam olmalı
arkam
O ince gelin
Belirir hemen
ardında erin
1000 yıl durmadan en
atmış bir çınar gibi
Gidiyor dansöz gibi
Yere ve göğe açık
avucunda o kan
O işlem onda
güvercin ve sevap
Onlarda en ağrımalı
yara
Ve yollanıyor o
güvercin onlara
Güvercin değişiyor
gittikçe ondan
Güvercin değişiyor
vardıkça onlara
+ ve aman ne uzun
sürüyor bir düşman öldürmek+
Yedi adam artık bir
kan göreni
Varıyor dengede
Kuğu gibi sarkıyor
onlara
akıyor onlara
şiirler söylüyor ve
mısralarında
işlek çelik kümeleri
ve kalkıyor her bir
ulaşmasında
iki yanında sülüs ve
yay gibi
bir vuruşta öldüren
elleri
-Karanfil
serpercesine
Bir kez daha vurdum
ya Allah diye açtığım yaralara
-Güzelin düşmanı
güzel olur
Güzelin yari güzel
olur
O varıyor tüm
meydanlara
Kanı okşayarak ve
kabartarak
Kanı okşa ve kabart
Ve sonra sabah
kahvaltısında
İçinden geçirmekle
varsın sofrana
Çocuklarımızın
ellerinde büyüyen gagalı şeylerin
Tanrının buyruğu ile
ortaya çıkarttığı
Gürbüz bir yumurta
II.
Yedi adam biri bir
gün
bir aşk bir gün
gereğini belledi
ölüm girse koynuna
Ayırmaz aşkı
yanından
Beyaz haberlerim
oluşuyor kardeşlerim
Daha ne kadar
saklanabilirdik seninle:
Yaylalardan nasıl
geçtik
Çobanlara
yetişemedik ama uzaktan
zahmetsiz ve hiç
kimseye değil gibi konuşan ağızlardan
Ne bilge sözler
dinledik
Sığındığımız
Ve içinde saçlarımız
göle girmiş ıslanan
O dev O kabul eden O
sizin veren mağaralar
Yine açık yine
buyur’lu
Çekildi üstümüzden.
-Çalıların
Bilen duruşlarıyla
karşılaşırdık koşuşurken gizlilere
Güneşi tez gördük
dağlarda
Ormanın ay çiçeği
gibi uyanan hayvanlarıyla
İlk iş gövdemizin
acıktığını anlamak oldu
Gittik kokladık
ekmeğimizi tarlalarda
O gün gezdim seni
ellerimle
Söyledin: Geniş
vuruyor yüreğin
Ülkeyi tez giden
ayaklarımla varıyorum
Kanım temizliği
seven bir kolla atılıyor durmadan
Yıkanmış güneşte
yeni kurumuş çarşaflar gibi
Serin ve ürpertici
gövden
Yaklaşmaktasın ve /
çok yakınıma taşıdığın / güller
Sana canı gönülden
âşık oldum meleğim
Kollarına gümüş
bilezikler düşündüm
Dostlar buldukça
onlara
Kalın kaşlarını
övdüm
Güzeldin
Gövden gerilmiş
devinmekteydi
Bir tabloda gibi her
bakmaya değişen
Karanlık anlamlardan
arınan yüzünle
Hakkı verilmiş
Zehirleri alınmış
kazanlarda
Demirle birlikte
çeliğe koşmaktaydın
Ve döllenmekteydin
mengenelerle kucaklanarak
İşçi eğilir bükülür
ve doğrulur
Köylü bükülür
doğrulur eğilirken
İnsan iyi maden
kuyumcuda
Güzeldin / Gövden
Yeni bir iklim gibi
yayılmaktaydı karalara
Ağaçlar, kırdaki
hayvanlar kasabadaki insanlarca
İşte davetliydin
Acıktık bıçaklarına
kanımızı gütmekteymişin gibi
Gelip acı sözlerin
için
Bir çekmece koydun
yaralarımıza
Ve ellerin uçuşan
yapraklar gibi
Birden
Nasıl yalnız
olduğumuzu anladım
Kimseler yoktu
ikimizden başka birbirine bakan
Susuyor sessizce
Aşkla ilerliyorum
Milletim bileniyorum
Devirmeye
Devirmeye safrası
beynimi üleşen
Elleri karımın
üstünde birleşenleri
Bundan böyle
yekinmeye hevesli yüreğim
/sanatsever
halkımıza duyurulur/
Aklım eski izlerde
şimdi
İz demek
Bir geniş
Bir kendine dönük
bir en ileriye
Yol demek
Usulca kalkıp
gedene: Dur
Ki çevrileceksin
Toydun cesurdun
Gençtin atıldın
Bilmezdin atıldın
Kabuğu oydun oydun
Kabukta kaldın
Sis iner örter
mermeri
ağacı binayı
Sis kalkar kalkmaz
Görünür mermer
Ağaç ve dev
Bu kadınlar dev
midir
Yatak özlemez gövde
midir
Gül açar
boyunlarında
Kolkola durup
bağırdıklarında
Bomba düşmüş gibi
deprenir toprak
Konuştuklarında
-Yar kurbanın olan
dola yaşmağını
bileğime
Ki düşmanı güzel
vuram
Çekip mavzerler
çıkardılar oyluk etlerinden
Durdular ite çakala
karşı yarin kapısında
III.
Yedi adam biri bir
gün
bir yar gördü
gereğini belledi
yari asla koynuna
Ayırmaz yari
yanından
Alev gerekli
kentliye
Bu ısıtma devleri
kente
bir an önce inmeli
oğlum
/bütün gün badem
çırptım
üzümün tehini
armudun çürüğünü ayıkladım
uykuya geç vardım
yatağın içine elimi
daha yeni koydum
rahatıma doymadım
ama.../
ÜMMETİ GÖZETMEN
GEREKLİ
Ben seni beyaz haber
ustası
Olasın DİYE boğmadım
-DOĞURDUM
Beyaz haberlerim
için hazır olun kardeşlerim
Anam su döküyor
ellerime
Bedenim hızla
kaçıyor
Gözlerime toprak
atan uykudan
Suyu çarptıkça
yüzüme ve gözlerim yalnız
Yanıyorlar
Yemi torbanın dibine
gelince beygir
İri saman saplarının
arasından
İri etli dudaklarına
Küçük zor bulunan
arpaları topluyor
Bir parça daha
yükselen
Bir parça küçülen
Bir parça daha uzak
duran yıldız
Beygir ve yanında
duran semeri
Evin gerisinde
yığınla odun- badem dalları
Ve kuru alıç kökleri
Ve ben o zaman
bilmezdim halka
Ateş gerektiği
Çalışır gün boyu
koru ağaçları devirir
Badem çırpar
budardım yaban çalıları
Gün tepeme değsin
öğleye durayım
Gün tepene değsin
öğleye durasın
Kökleri hem
derinleri hem sığları sarmış
Durmaksızın nimet
devşiren
Ceviz ağacının
altında.-
Öğleye durmayı
Hiç düşündüm mü ağaç
neden havyan değil:
Çünkü kan'dır hayvan
Damardır ağaç
O ceviz ağacının
altında
Dallarına ve
köklerine
Bir öz su damarı
gibi bağlanarak
Onlar ve ağaçlar
Toprak ve kalbinden
doyurduğu hayvanlar
İşitmişler bakın
onlarla
Onlar ve yapraklar
Geniş bir ağızla
üfürülüyormuş gibi kımıldamaya başladılar
Onlar ve tüfeğimi
doğrulttuğum kuşlar
Şimdi öldürme vaktim
değil
Başına omuzlarıma
konun
Dudaklarımdan ve
kalbimden dinleyin
/işte bakın ekmek
böyle tutulur/
öğleye durarak
bağlıyorum bu tepeleri
O tepelere
Eğlenme doğada -
kentte bu gece ışıklar yanmadı
Damlardan
Çorba dumanı
yükselmemekte
Yufka ekmeği
Toprak ve ağaç
kokulu ellerimle
/ işte bakın ekmek
böyle tutulur/
Şu en artist
Ve lokmayı taşıyan
parmakların ucunda
Pıt pıt bir damar
gibi atan
Yemin ve billah
Sıcak bulgur aşının
kalbidir
Dedim çünkü kalk
Yoksa sütüm helal
olamaz
Düşündüm sol kolları
kesik insanların
Ne denli mahir
olduklarını sağ kollarında
Beyaz haberlerim
için toplanan kardeşlerim
-Adım Mustafa ve
Niyazi ve Abdurrahman
Kafkas yaylalarında
çadırlarımın
Sürülerimin ocak
taşlarımın
İzleri vardır/doğup
yürümeye başlayınca
Çıplak basmıştım
toprağa/
Yine de ana'vâzın
duymasam hiç uyanmam
Bedenim öylesine
yorgun babam öylesine ölü
Ölü gibi
kımıldamıyor dedem
Sini belli kendi
belli değil
Ne bir hak
torunlarında ne yaşayan bir arzusu
Ellerim yumruk
dizlerimin arasında (tam üç yüz yılı)
Etim etimin sızını
alsın diye
Kalk çünkü sabah
yıldızı
Bir mızrak boyu
yükseldi
+ iri ve zeki
uçları nemli bir göz
gibi+
IV.
Yedi adam biri bir
gün
bir bela gördü
gereğini belledi
Yalvarsa evleri
harap kadınlar
ve ağlayan birkaç
çocuk
Kamalar salınsa
karnına
ayrılmaz belalı
yanından
Haberlerime kulak
asmayıp-Duymadık
Demeyesiniz
kardeşlerim
Ülkem bugün
Yariyle buluşmuş
gizlilerde
Tepeden tırnağa yeni
yıkanmış
Ve örtüler içinde
Göz kapakları kale
kapıları
Gibi örtülü
Yassı gözlü kabarık
alınlı
Kalbine ve beline
zengin
Düzgün bedenli bol
saçlı erkekler gibi
Ülkem
Tepeden eteğe
yıkanmak için
Aşıdan sonra
paklanan
Ovalara yayılmış
kadınlar
Evi uçsuz bir yol
gibi bekleyen
Yavruya yerinde
bekleten
O kadınlar gibi
ülkem
-Yürürüm bayırlarda
Gücüm ne merkezde
tartmak için
Kulak verir
Dinlerim ağacı
Geçerken beton
döşeli apartman kaykılı toprakta
Sesim nasıl etkili
yoklamak için
Durdurur sorarım
kentliyi
Ne haber böyle:
Nereye:
Bela üreten elim
Nasıl davranır
belalar içinde
Sınamak için
Uzanır okşarım
saçlarını ey yarim
Bakarım hoyrat ve
âşık ellerime
Bir gün sapsarı
kesildim
Öyle bir tabiat
vardı ki gövdemde
İnsanları görmezdim
bile yanımdan
Bir hava bulutu gibi
geçerlerdi
İçimden
Gidip dağlara
Kafa tutmak gelirdi
Bir gün ben
İri ve kaslı gövdem
Sapsarı kesildim
Hali harap bir dev
çıktı önüme
Gözlerini öyle açtı
ki yüzüme ve ağlamış
Sonra söyleştik
Bu bir nöbet
devriydi kardeşlerim
Bizimle aşkta
olanların
Eline su döksünler
Çadırlarının önüne o
küçücük
Kilimleri sersinler
V.
Yedi güzel adam
Biri bir gün bir dağ
gördü
Gereğini belledi.
Ki o dağ
Ağaçsız ve yalnız
Gökte alıp
veriyordu.
Rüzgârla ürperir
gibi olurdu
Beygirin derisi
nasıl ürperirse boydan boya
Dokununca.
Yılanla akreple
kertenkele
Tavşan keklik kurtla
Onlarla
Hayvanlarla
kımıldanırdı
Dağ bu
Serpilmiş atılmış
yer kapmış
Başa kurulmuş.
Böbürlenmeden iri kendiliğinden koca
Dağ bu
Devir, söz gelsin,
kervan devri
Eteğinde ipek yolu
zencefil yolu
Kara ve beyaz yolu
zenci. Develer
İçerek karınlarından
tüylerinden geçirerek
Dağı yiyerek, söz
gelsin, beslenirlerdi
Dağ bu
Devir kuş devri
Geçerdi kartal
İşte o kartal
Renksiz ısı vermeden
Ürkmeden ürkütmeden
Kendinden geçerek
süzülür
Dikine batar dikine
çıkar
Coştumu
Vurur kendini dağa -
ölürdü parçalanarak
Dağ bu
Devir aslan devri
Yer yer toplaşarak
Erkekli dişili
Sık sık oynaşarak
Devir insan devri
Geçti geçti
İnsan geçti
Et geçti kan geçti
Göz geçti
Gelenler
Yeni gelen yeniden
sonradan gelen
Geçti geçti
Dağ bu
Yılanla kımıldanırdı
Yılanla kımıldanırdı
Yedi güzel adamdan
biri
Bir gün bir dağ
göreni
Durdu sevmeden
bilmeden devinirken
Durdu durdu
seyreyledi
Sordu:
dağ nicesin
günde mi gecede
misin
geçmişte şimdide
yoksa gelecek bir
düşte misin
Dağ serpildi
Atıldı yeniden yer
tuttu
İlk kez yılanla
kıpırdanmadı
Gözü görür görmez
Dağa göçtü güzel
adam
Eteğinden yukarıya
üç gün
Yürüdü. Bir yılda
dolandı
Çevresini. Eğlenerek
kayalarda geceleri
Yürüdü günde ve bir
kuş gibi
Görerek de
Durmadan dolandı
dağın çevrisini
Artık dağ yılanla
kımıldamadı
Kımıldardı onunla
Hırçındı adam hep
hırsla
Yaralıymışça inlerdi
Yüzü durgun gözler
duru berrak
Hırslanırdı
ayağıyla- avuçlarından ter akar
Omuzlarını burardı.
Ola ki anlatsa dağ
Der hırcındı adam
ince bilekli
Azgın topuklu
İnce uzun parmaklı
karınsız
Karşı koyan omuzlu
Yerken güzel yer
doymadan kalkar
Oturarak ve
hayvanlarda bile
Gizlenerek işerdi
Adam
hırçındı-saçları uysal akardı
Rüzgârla kardı
Esinti olmadan zaten
akmaktaydı
Uzun boylu değildi
Ama kendinden uzunu
yoktu - yalnızdı
Geçince önünden
Mağaralardan kuş
tavşan kurt yavrusu
Dağa vururlardı
Serçe tohum
düşürürdü ağzından
Tavşan yeşerince onu
Yerdi kökünden
Ot üremedi
Ağaç üremedi
Dağ ağaçsız ve
yalnızca
Gökte alıp veriyordu
Adam küçük bir kaya
düzlüğünde
Toprakta mağra
içinde mağra kapısında
Kaynak başında kuru
yamaçta
Dururdu
Eğilip alnını
Yaydıkça yere iki
elinin arasına
Göksü çatırdayarak
eğilir
Parçalanarak
doğruldukça
Dağ cezbelenir
En yüksek zirvesini
kayalı alnını
Yamaçlar yamaçlara
yayılan yüzünü
Adam eğilip koydukça
yüzünü toprağa
Eğilip koyacak yer
arardı
Dağ cezbelenince
Doğrulup eğildikçe
Ovaya bir anda
Kentler serilir
Yollar fabrika
çevrekleri bentler
Yedi adamdan biri
Bir gün bir dağ
göreni
Yeni bir soluk çekti
içine
Değişti aynı kalarak
İndi kente
Dağıyla
Esen başı
Serin başı geniş
kollarıyla
Gözleri yüzünü
kaplayacak gibi büyüyerek
Ve şakaklarında
Avuçlarımın arasında
güçlükle tuttuğu
Bir şey duruyordu
Yedi adamdan bir dağ
göreni
Buyruğu dağa yiyeni
Dağdan buyrukla
kente ineni
Suları yürüyerek
geçeni
Çekip mavzerini
çıkardı oyluk etinden
Durdu yarin
kapısında
(BEN
DİRİMLE
DOĞRULURKEN)
Sis boruları ötmeye
başladı yavrular
şimdi oradalar-Aşk
delice kımıldamalı yatağından
Sen bir yıldız
kaymasıyla yatağından
Üstüne alevleri
alarak
Kemikli bir aşk
gencinin kollarından tutarak
Sen kanın damarlara
tutamadığı anlardan
Beni karnınla
Bir göz boğuşmasına
daha kandırarak
Bul içe kapanık
hayvanlarımı yalvarmalarınla
Üzülmüş
Belki dünyayla
horlanmışım
Ansızın çok oradan
görün orada
Bu siyah basmış kara
akar deme-
Başka olmalı gövdemi
denetleyişin
aşka hazır olan
...LARDAN. O
KADIN'lardan
Halk aşksızca
sokaklar
banka dükkânlarıyla
doludur
Ellerimi kalp
olmayan sularla
ıslamaya alışır o
kızlar
-işte artık kaçmak
işte durmadan karşımızdayken bile
-ılık ev girintileri
gizlesin daha
köprüler
karanlık bedenleri
Her şey onlara göre
- yamandırlar
Ansızın melek
bekliyorum eski türk ezgileriyle
Senin asya'dan hiç
yontmadan zarif bir cep saati yapışın
Asya Asya ve Asya
diye yalvarışın
Sana ansızın
alınyazımı ve kendimi ekliyorum
Aşka hazır aşka aç
ve davetli
Ansızın melek
bekliyorum
Asyayla ayağa kalkan
Melekler ellerinde
gelenekle
İçinden hızla süt
akımı geçiren mızraklar
Boydanboya
girdirmektedirler gövdelerin içine
Nar doğuran -
dikkatle nar doğuran
Hayvanı ve insanı
aynı teklifle doyuran
Nazlı baharlarla
Hiç ağlanmadı
‘Biz çetin adamız
ha’ ayrıca söylenmez
Anlaşılır
Ne yavuz kışlar
Kurt sıyrığı
ayazlarla
Ne evren debdebesi
bahar
Gerdan kırıp mendil
düşüren kızlarla
Ayrıca söylenmez
‘Biz çetin adamız
ha’
Doymuştur aşk bu
gece en son buluşlarına kadar
Sen meleksi kadın bu
gece kendini vermekle
İkiye yarıldın
Sen meleksi kadın bu
gece
1000 yıl adına
bilinmekle
Sen melek
uyarmalarıyla
Uyarılan erkek
Bu gece bir şehvet
azarladın
Hayvan kovdun
Yatağını
yüceltenlerden oldun
Şimdi ev gebedir
Dağ kuşlukla uyanır
-varsın uyansın-
Önce hafif bir uyku
sisi
Tanrı evvelsiz
sonrasız bir iklim gibi ordadır
Daim
Melek kanatlarından
hava görünmez
Uzaklar yine de
görünür
Ay dostlukla anılan
bir komşu evidir
Kıl çadırlarla
devinen o kavim göçü
İşte o kavim göçü
Dağlar ilk bez bizi
Çıplak ete kavuşan
aşk sandı
Kadife döşer gibi
toprağa işte öyle yürüyen
Ilık bir hava
bürüyen
Gözleri o -rengârenk
gözleri çocuk gözleri develerin
Çözülür ayakları
Kavim bu
Boynuna kan yürümüş
(Gözüne bir şey
görünmüş)
-Nedir o görünen/
susalım/
Hayat her zerresi
uyarılmış gibidir
-Çok acele
Kalp bir bohçanın
içinde atmaktadır
Omurgasından mızrak
yürüyor kavmin boynuna
Devler en som bir
duruşla - Raptedilmiş
Çocuklar
ağızlarından Ey Nazlı Ölüm
Ey Nazlı Bahar
Marşlarıyla
Bütün bunlar nedir -
sorulsa
Sorusuna
Ne can cevap
kalmıştır
Kavim donmuş deve
mıhlanmış
Kadın ateşle ateş
doğumdan önce
Sığırlar kendi
kendileriyle
Göz göze kalmıştır
Kavim seferidir
evinden ayrılmıştır ama
Kendine varılan
iklim ve toprak
/VAKİTTİR/ namaza
durmuştur
Bin bireydir kavim
Bir tür kararla
eğilip doğulmakta
Her candan bir cana
Bir candan bir cana
Sonsuza değin
Bir tavır bolluğudur
kavim ama
Nihayet vaktidir
VAKİT
Bu duruş en zarifi
duruşların
Gidip endamlı
dağlara
Beğendirmek için
yeni gelinleri
O iklim kullandı hep
İnsanın en
bilgelerini
Onlarla karşılanmak
için baharda
İklim aranır her
şeyden önce her olayda
Şerbet taslarında
Bir toprak okunmuş
şeker dedenin avucunda
Genç bir kız kadar
ağırdır
Bileceksin ey çocuk
Tatmıştın onu geçen
baharda da
Kavim uyanan toprağı
Karşılarken -
uyanıktır
Kavim Toprağı
Devirirken -
uyanıktır
Kavimden biri
varırken toprağa
-Uyanıktır O ve
Kavim
Vardıktan sonra
toprağa
Gaflet uyandırılmaz
- kavim uyanıktır
O anne gibi
verimlidir besmele çocuk için
O erkek
Karpuz dilimi gibi
ortadır
O en yaşlı gelin
Ocaktaki çorbayla
birlikte tütmektedir
O kavim için
‘Kışları göç
içinizedir’ buyuruluyor
Büyük çadır en
sevgili düşmana emanettir
Çorba dağıtılsın
nefes ve el dağıtılsın
Yer ötesi ve yer
eşit alınsın
Kadın ve erkek eşit
durmaktadır-kadın arkadadır
İnsan hayada ve
tanrıdadır
Ki kış ortasında
kardan-bir duayla sıyrılıp
O derviş ağaç
kupkuru dallarında
O meyvayı büyütüyor
O tiyek
Bir salkım -müthiş-
üzüm
Uykuya tez doyanlar
için
Saçlar uçuşur
havalara sevinçle
şarkı şarkı içine
Cenkle bir üstün
haberleşme ile
İnsandan insana hep
akıl ve sezgilerle
O coşkun mutlu savaş
dülgerleri
Kalbi çoğaltan
bayramlar açtılar
Şimdi de açtılar
İşaret verin ve
açtılar bütün köprüleri
Deniz yüce bir soluk
denizidir-rotalar denizin kendisindedir
Kaptan sancakta bir
tek an yaşamak yoluna
Bütün bir ömür
ağartmıştır
Işıklar çoğalıyor
içimizden birine
Kime bu davet
Limanı dolduranlar
yanan insan meşaleleri
Yüzbinler taş
kulelere yaslanmış söylüyorlar
-Rüzgâr nereden
eserse essin güzeldir
Alevler bir ayrı
alemdir
Dirlik sevinçtir -
göç içimizedir.
Aşktan sonra
sarhoşluk günümüz ülkemizde
Sevine sevine
Sağlımın elleri
uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına
Aşkın mağara
kovulduklarındaki şarkılarına
İlkel bir duyguyla
bağırır kalırdım
Yöremde mor lekeler
gibi duran
Bir basamaklı
melekler ve gelenler olur birden
Bütün meleklerden
bir melek
-Bak diyor bakıyorum
ve bak diyor
Ellerimi bıçakla
yontacağım deniyor
İlkel bir sevinç ve
kan
şiir en safından
sonra soyut
heykeller
Hiç düşmanım
yok-üzgün söyleniyor
-Olmayacak mı hiç
Eziyor gururum
onları
-Görün ey güzel
düşman ey güzel düşman
Saraylarda geçti
ömrüm seninle
Yüzüm aydınlık bakar
elemlere
Yangın yerlerine
Coşkuyla selamladım
bütün bayrakları
Düşman kadınlarını
Tanrım bu dağları da
sen yarattın
Bana kattın
Bir bir okşadım
Sema yapan kırları
Âlemlere kalbimizi
yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruz
Yeryüzü batarsa
batsın dayanamayıp o kavmin çadırlarına
Develer de tutuştu
Onlarla ayarlandık
bir devinim bir devinim arkasında bütün devinimler
Kum kendi raksında
beden aynı raksta
Karın bacaklara
ulaşır öper onları ve uzaklaşır
Aynı yönde ve
aralarında bir dünya vardır
Göğüs ahenkle
havanın direncini kırmaktadır
Kalp ve balçıklı
toprağı
Ağacın ve kayanın
dizilimini
O tek kuyun yalnızca
süzülüşünü
Ani bir haber gibi
salt bir kez ötüşünü
Dinliyor kumu
balçıklı toprağı
Ağacı kayayı ve kuşu
Uyku beladır göç
içinizedir
Sabır ve zaman
içinizdedir
Kadın ve çocuk
içiçedir
Güneş vurmuyor -öyle
söyleyin- üzerine döşeklerimizin
-Sokuluyoruz besmele
ile kadının toprağına
(işte böyle
söyleyin)
Öyle ki o kadınlar
Bağlasınlar
doğanları tanrı bağlarına
Melekler kırmızı
yanar
Kalbe tutuşan her
şey kırmızıdır
Hele kalp hazırsa
“kentten” bir er
kalkar - Onun eri
Kollar semayı
deryayı korkularından
Yoksa aşk hemen
kaçmak mıdır dağımıza
Söyleyelim ya hay ya
huu
-Yolları aydınlık
kıl yaradan
Kanla bir sabah
Akşam kanla
‘...ateş... ve
öldüm...’ deniyor
-Oysa sorular
verilmişti ona
Sorular yığılmış
aynı kaynaktan olana
Işık ve karanlık
hakkında
Bu nasıl uzun
uyanılmaz gibi
-Ateş ve öldün
uykuyla
-Kurşunla yoklanması
bir sorudur geri kalanlara
Taze doğanlara
Şehzadelerden de
sorular kalmıştı ona
'Biz artık
gitmeliyiz dağımıza anneciğim
Yorgun geldim
savaşmadım ama
Bir ceset gibi
ayaklarının dibindeyim'
'Biz artık
Gitmeliyiz dağımıza'
-Hayır olmaz
Durmalıyız burada
şahinim
'Kezzap içsem
Daha kuvvetle can
çekişirdim'
(dertten çıktık)
söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendi
Heykel bekleyen
kımıldamış
Abesle elele ahbap
gibi
Avazı çıkanca
bağırmıştır
-Durmadan deniyor ki
vatanım neredir
Heykel ne diyor
Konuşmaz heykel
Felçtir
Karşılıklı
-Kaslarımız
karşılıklı kasılsın
Olsun
-(Kalbimiz tüm
insanın namına) iddiasında
-Dertten çıkmışsın
ötekine kavuşmuşsun da
Diyor ki diyor ki
Geçmiş nedir kavim
kimdir dert nerdedir
Kırbaçla ayağa
kalkarlardı
'biz artık...
anneciğim... dağımıza...'
ruhum geçer bedenine
yüz bin kara nokta yemiştir soyrad
... ve nasıl olan
oldu - o ve yeni uygar dostları
Bir noktalar
anlaşmasıdır fabrika baca ve duman
Anne onları kapıya
kadar uğurla gel
Delinen böğrüme bir
set ger
'yapmayın yapmayın'
çığlıkları
Güneş doğsun mu
doğmasın mı kararsızım
Başlarını bana
çevirmiş büyük baş hayvanlar
londra moskova
vaşington berlin pekin
hava cereyanları
sarsılan ikindiler
korkularımız intihar
dönemlerinde
kötü bir alışkanlık
peyda olmuştur
bağ budama hasat
zekât
evlenme hoş görme
Buğday ve ekmeğe
saygı göreneğine doğru
-İnce bir düşman
yönelmiştir
-Hayır içimizden
yönelmiştir
-Oh oh dıştan
yönelmiştir
-Dıştan ve içten mi
yönelmiştir
-Ne yönelmiş ne
yönelememiştir
-Yönelememiş önele
Miş
'Ey örtülerle
donatılmış Mustafa'
-Oğlum sen artık
şarapnel gibi
yağmalısın
düşmanı güzelce
vurmalısın
'... biz artık
dağımıza... anneciğim...'
(Komşudan o ölü de
kalktı
Boşluğuna bir kırbaç
uzatıldı)
(Çoktandır şu maraş
kalesi hatıraları elinden alınmış bir
taş yığınıdır.
-onların yerine bilardo masaları konmuştur -şalvarlı şövalye ve kovboylar
bilardo oynamaktadırlar)
-Uykum geliyor
kaderim yorula geliyor buz gibi eller
Bu yaz hayatı
beğenemedin aklımda kandan gökdelenler
Ey aşk /... ve ey
aşk mı dedin.../
Onlar küçücük
küçücük gördü sana seslenenleri
Gücendirilmiş gibi
kayboldun
Yerine piç döller
yolladın
Komşudan o ölü de
kalktı
Köyde devinimdir
kırışık alın derileri kımıldar
Kaş ve kalp zorla -
kıvranarak
Erkeklik ve kadınlık
Ölümün önünde
değersiz ama siperdedirler
Bir değişime gibidir
azrail-
Mezarla uğraşmaz
toprağı insan kazar
O yere o ölü
insan kalabalığında
ansız bir boşluk açılmıştır
alın kımıldasın
kalp kıvransın
Gölden ansız bir
tabutluk su alınmış gibi
Bütün köy
kımıldayacaktır/göl gibi
Azrail devinimle
çevirir bir köyü
Bir insan kası -
kadını kavrayan elleri
mezar kazar toprak
karşı komaz aralanır
İnsan mezar kazar
arada bar bar bağırarak
-Ey süleyman oğlu
nalbant izzet - nice rençperlik ettin
Güneşin alnında
bakır gibi göverdin
Toprak kaz arada bir
ölü görünürlerde mi bak
-ahmet mehmet hasan
hüseyin paytak mahmut babası
hacı izzet süleyman
oğlu hey
nice öldün
neyledin
nasıl becerdin
Köyden o ölü kalkar
Süslenmiş kurdelalar
takılmış bir koç
Kapıda tabut
tahtaları arasında beklemektedir
Bayram değil
seyrandır
Aşk aceleyle oraya
buraya göz gezdirir
Sevgi sabırla ahır
kapılarından süzülmektedir
Köyden o ölü de
kalktı
-Sen de kalk sesini
hayvan sesleriyle yuvarla
Köy bir ahenk kuşu
sesi çıkararak
Kasabaya bir ölü
haberi uçursun
Minarelerden ölgün
bir kol gibi sarksın ölü selâsı
/.Ölü ilk kez
müezzin-minare uyarmalarıyla dirilmektedir
Köyden kasabayı
dürtmektedir./
Bedir efendi durur
selâyı dinler -Kim'ola-
-(Ben yüz yıl oldu
babasızım) boğuk
(Çukurovada eski
kale burçlarıyla itişirdi akranlarım)
(Sağ elim sualtı
zengin bir köydü damağımıza kadar pancar)
(O ufak çocuklardık
- Bakışları)
(Olmaza karşı
koyuşları)
(Şimdi köy acı'dan
eğilmiştir)
Ben ölümle
eğiliyorum)
(Barsakları
düğümlendi koyunlarımın)
Bedir efendi durdu
selâyı dinledi -Kim'ola-
Evlerden yarış
atları gibi çocuklar fırlar
Daha ilk nağmesinden
alırlar ölüyü
Burunlarıyla kim
ölmüş sorusunu soluyarak
Yokuşlara bir
nefeste bayılırlar
-Öyle bir çocuk
tanıdım
Karşılaşınca başka
çocuklarla hızlandı
Minarenin kapısında
bir çocuk halkası
Müezzinle inecektir
ölü
Ölü çağırır
çocukları alıştırır camiye
Ve ölüyü eve
ulaştıran çocuk
Kutlu çocuktur
Taşıdığı haberle
masum onunla dopdolu ve büyük
Ölü adı taşıyan
çocuklar dönüşlerinde
Şehri
ağırlaştırırlar - Minare yükünü atmış
Yeniden serpilmeye
başlamıştır
Süleyman oğlu hacı
izzet evlere
bir sepet incir gibi
dağıldı
evlere süleyman oğlu
hacı izzet
Müezzin kıs kıs
gülmektedir
kasabada evler -bir
hacı izzettin varlığını bilmemekten-
keder içindedir
nine: kim'ola hacı
izzet
birazdan halk top
gibi patlar
-kasabalı değil hacı
izzet bülbüllüdenmiş
-oh oh
bülbüllüdenmiş
bütün evlere şimdi
büyük
büyük bir memnunluk
çağlamaktadır
|